Zamanın akışı o kadar hızlı ki biriktirdiklerimizin farkında değiliz. Bakış açımızı düşüncelerimizi etkileyen her şey zamanla birçok yolun başlangıcını belirliyor.

Eğer fikirleri inanılabilir bulduğunuz için mantıklı ve doğru olarak kabul ediyorsanız, inançlarınız bilginin ötesine geçiyor demektir. Yani bir fikir konusunda bir inanca sahipseniz, onu pek de araştırmıyorsunuz. Güçlü ve meydan okunmayan inançlar, hedeflerinizi başarıp başarmamanız konusuna etkili olur. Örneğin, bir çok küçük işletmenin başarısız olacağına inanıyorsanız, kendi işletmenizi kurmayacaksınızdır. Eğer ürününüzü ödeme yapılmaya değer görmüyorsanız, hiçbir zaman onu satamazsınız. Ve eğer mesajınızın yeteri kadar güçlü ve önemli olduğuna inanmıyorsanız, onu asla paylaşmayacaksınız.

Kendinize sorun: İnançlarınızı destekleyen gerçekler neler?

Bakış açınızın aksini ispatlayacak gerçekleri arayın

Biz insanlar, haklı olmayı severiz. Ve haklı olma arzumuzu korumak için, fikrimizi destekleyecek kanıtlar ararız. Üstelik onlara ters düşen kanıtları görmezden geliriz. Yani sürekli kendi fikrinizi destekleyecek veriler ve kanıtlar ararken, gerçeği göz ardı edersiniz. Bu bir anlamda hile yapmak! Çünkü bu durumda, hatalıyken dahi yaptıklarınızın doğru olduğunu düşünüyorsunuz. Eğer yeni asistanınızın yetersiz olduğunu düşünüyorsanız yaptığı işte sürekli problemler ve hatalar ararsınız. Performans değerlendirme zamanı geldiğinde ise elinizdeki veriler, eksikliklerin upuzun bir listesi haline gelir. Bu şekilde de tabi ki  baştan sona haklı olduğunuzu düşünürsünüz. Oysa bakış açınızı çürütecek kanıtları toplamaya gönüllü olmak, sadece problemleri sezmenize yardımcı olmakla kalmaz aynı zamanda bakış açınızı da kuvvetlendirir.

Kendinize sorun: bakış açınızı çürütmek için hangi kanıtları topladınız?

Başarı ihtimalini tahmin edin

Herkes bir ya da bir kaç gerçekten uzak bilgiyi ezbere söyleyebilir ancak çok az insan istatistikleri tam anlamıyla kavrayabilir ve çok daha azı onları kullanarak karar verebilir. İzleyeceğiniz yolu, olayın gerçekleşebilme ihtimalini göz önünde bulundurmadan bir olaya dayandırdığınızda baz oranını ihmal etmiş olursunuz. Baz oranı, nüfusta bir olayın gerçekleşme sıklığıdır. Buna örnek olarak; boşanma oranlarını, suç oranlarını ve üniversite mezuniyeti oranlarını gösterebiliriz.

Baz oranı ihmali ise göz alıcı görüşler eşliğinde sizi asıl amacınızdan saptırır ve istatistiksel olarak neyin mümkün olduğunu size unutturur. Eğer kendi işinizi kurmayı düşünüyorsanız fakat ondan önce MBA yapmak istiyorsanız; MBA yapan küçük işletme sahiplerinin yüzdesini bilmek size yardımcı olacaktır. Benzer bir şekilde eğer sizi milyoner yapacağını vaat eden bir programa kayıt olmayı düşünüyorsanız, bu oluşumun websitesinde yazan alıntıları okumak yerine daha derin bir araştırma yapmak faydalı olacaktır.

Kendinize sorun: Daha neyi bilmeye ihtiyacım var?

Yanılabileceğinizi göz önünde bulundurun

Geçen yıl Dünya Kupası’nı kimin alacağını biliyor muydunuz? Peki ya Oscar’ı hangi filmin kazanacağını? Ocak ayında hangi hisselerin düşüşe geçeceğini? Bu sorulardan herhangi birine “evet” diyorsanız, geri görüş önyargısına sahipsiniz demektir. Neler olacağını bildiğinizi iddia ediyorsunuz fakat bu iddiayı olay gerçekleştikten sonra dile getiriyorsunuz. Dahası, buna inanıyorsunuz.

Geri görüş önyargısı oldukça karışık bir kavram. Öyle ki; yapılan bir araştırma insanların kendi tahminlerini ya da öngörülerini yanlış hatırladığını gösteriyor.

Şimdi küçük bir oyun oynayalım: Google, Siri ya da Cortana’ya danışmadan söyleyin; Rahibe Teresa’nın kaç yaşında öldüğünü biliyor musunuz? Bir tahminde bulunun ve cevabı kendinize söyleyin. Eğer sizi şu andan tam bir ay sonrasında çağırsam, bir çoğunuz;biraz önce fısıldadığınız gerçek rakam yerine, öldüğü yaşa daha yakın bir rakamı telaffuz ettiğinizi söylerdiniz. Geri görüş önyargısının yarattığı en ciddi problem ise hatalarınızdan öğrenme konusunda başarısız olmanız. Bu huy sizin yaptığınız hataları unutturduğu için aslında anlaşılabilir bir durum.

Kendinize sorun: Geçmişte hangi konularda yanıldınız?

Bir duyguyu ne zaman takip edip ne zaman görmezden geleceğinizi öğrenin

Duygularınız olmadan iyi kararlar verebilir misiniz? Muhtemelen, fakat bazı durumlarda bu konuda daha fazla ve uzun süre çalışmak gerekiyor.  Duygular beynin karar veren bölümüne hızlı ve apaçık mesajlar gönderir bu da sırasıyla tüm bu bilgi ile ne yapacağınızı belirler. Duygu yüklü mesajlar çok yüksek sesli olduğunda, kararlarınızı etkiler. Bu da davranışlarınızın duygularınızdan etkilenmesine yol açar.

O anki duygularınız, objektifliğinizi bozabilir ve bir durum ya da insan hakkındaki yargılarınızı etkileyebilir. Olumlu duygular kendinizi olduğunuzdan daha yetenekli görmenize, riskleri azımsamanıza, potansiyel kazançları abartmanıza ve önceliklerinizi değiştirmenize yol açabilir. Bizi iyi hissettiren şeyler daha önemli, gerekli ve değerli görülebilir. Bizi daha iyi hissettiren insanlar daha yardımsever ve özgün görünebilir. Madalyonun öteki yüzünde ise negatif duygular var. Negatif duygular, yeteneklerinizi azımsamanıza, riskleri gözünüzde büyütmenize, sonuçları abartmanıza ve önceliklerinizi görmezden görmenize yol açabilir. Bizi kötü hissettiren şeyleri önemsiz, gereksiz veya değersiz olarak görebiliriz.

Kendinize sorun: Bu makale size kendinizi nasıl hissettirdi?

Alıntıdır.

Haftalık E-Bülten için abone olmayı unutmayın. Seçtiğimiz özel haberleri ilk siz öğrenin.