PAYLAŞ

Hayat başlı başına bir mücadele. Bu her insan için geçerli; maddi, duygusal, ailevi, iş ya da diğer konularda herkesin vermek zorunda olduğu bir sınav var. Bu gerçekle yüzleştiğimizde ise geriye tek bir seçenek kalıyor; mücadele etmek.

Bu tek seçeneği gözünde büyütüp daha en başında pes edenler çoğunlukta olsa da başarılı olanlar sınırları aşıp, etrafında “Yapamazsın!” diyenlere inat başaranlar oluyor. Fark yaratıyorlar, öne çıkıyorlar ve kendi hayat hikayelerini yazıyorlar. İşte kötü yorumlara, “Yapamazsın” diyenlere rağmen bıkmadan, usanmadan çalışıp başarılı olan kişiler…

1. Asla pes etmeyen bir mucit; Joy Mangono

Joy Mangono, çocuklarına ve ailesine bakmak için restoranlarda gece gündüz bir garson olarak çalışıyordu. Evinde çocuklarına yemek yapıp evini temizlerken hayatını kolaylaştıracak fikirler geliştirmişti.

Bunlardan biri de “Miracle Mop” adını verdiği, 90 metre pamuk ipten kesintisiz olarak yapılan, düzenek sayesinde ellerinizi kullanmadan sıkabileceğiniz bir paspastı. Ailesinin yardımıyla paspasın bir prototipini yapıp satmaya çalıştı ancak defalarca reddedildi. Herkes bunun çok gereksiz olduğunu söylüyordu. Joy ise kadınların hayatlarını kolaylaştıracağını düşündüğü için bu paspasa inandı ve pes etmedi. Sonunda risk alarak televizyondan ev aletlerinin satıldığı bir programa çıkmayı başardı. İlk deneme başarısız olsa da ürünün tanıtımını kendisi yaptığında her şey bir anda değişti. Şimdi 100’den fazla aletin patentine sahip, başarılı bir mucit ve iş kadını. Hayatı Jennifer Lawrance’ın kendisini canlandırdığı Joy adlı bir filmde anlatıldı.

2. NASA’nın “bilgisayar kadını” Katherine Johnson

Katherian Johnson’ın sayılara olan hayranlığı henüz 10 yaşındayken başladı. Gördüğü her şeyi sayıyordu. Babası kızındaki potansiyeli fark edince onu West Virginia Enstitüsü’ne gönderdi. 14 yaşında liseden, 18 yaşında da üniversiteden mezun olan Katherine, 1953’te ABD’de NASA’dan önce faaliyet gösteren “Ulusal Havacılık Danışma Kurulu” NACA’da çalışmaya başladı. NACA’da rüzgar tüneli testlerinin sonuçlarını ölçmek ve hesaplamak için işe alınan kadınlar bugünkü bilgisayar görevini görüyordu.

Johnson, uzaya giden ilk ABD’li astronot olan Alan Shepard’ın uzay mekiğinin yörüngesini bir bilgisayar gibi hesapladı. Atandığı özel görevde hesaplama yapan tek kadındı ve Afrika kökenli olduğu için kendisine ayrılan tuvalete gitmek için kilometrelerce yürüyordu. Fikirleri dikkate alınmıyordu ancak o asla vazgeçmedi. 1962’de “Friendship 7” ismiyle göreve çıkacak olan astronot John Glenn, yeni elektronik bilgisayarlar tarafından yapılan yörünge hesaplamalarının Johnson tarafından yeniden hesaplanarak kontrol edilmesini istedi. Hesaplamaları, ABD’nin uzay yolculuğu ile ilgili ilk adımlarında, Apollo Uzay Gemisi’nin Ay’a iniş programının başarısında önemli rol oynadı.

3. Üreticilere meydan okuyan James Dyson

James Dyson, Royal College of Art’ta çalıştığı sırada Seatruck adında bir tekne, çimenleri ezmeyen bir çim makinesi gibi birkaç alet geliştirdi. Daha sonra, hem karada hem de suda saatte 64 kilometre hızda hareket edebilen bir tekne tasarladı. 1970’lerin sonunda ise kiri toplarken emiş gücünü kaybetmeyecek bir siklonik bölme fikri geliştirdi.

Büyük bir bölümü karısının öğretmen maaşıyla desteklenen 5,127 prototip oluşturdu. Ancak Dyson ürünü piyasaya sürmek istediğinde toz torbası piyasasını bozacağı için hiçbir üretici veya distribütör ürünü İngiltere’de kullanmak istemedi. Ama Dyson pes etmedi ve Japonya’da katologtan satış yoluyla ürününü piyasaya sürdü. Buluşu büyük üreticiler tarafından reddedildikten sonra Dyson kendi üretim şirketi Dyson Ltd.’i kurdu. 1993 yılının Haziran ayında Wiltshire, Malmesbury’de bir araştırma merkezi ve fabrika açtı.

4. Hitchcock tarafından reddedilen Zane Grey

Kariyerine bir diş hekimi olarak başlayan ve zamanla mesleğini sevmediğini fark eden Zane Grey, yazmaya başladı. Yazdıkları birçok kez reddedildi. Riders of the Purple Sage adlı başyapıtı Hitchcock tarafından reddedildi. Ancak Grey, yazdıklarının kötü olduğunu düşünen Hitchcock’a aldırmayarak yazısını Harper’ın başkan yardımcısına iletti. Kabul edilen Riders of the Purple Sage, onun en çok satan kitabı oldu. Ayrıca kitap aynı adla filme de uyarlandı.

5. Hayatı mat eden kız; Phiona Mutesi

Uganda’nın başkenti Katwe’nin varoşlarında yaşayan Phiona Mutesi, henüz 3 yaşındayken babasını kaybetti. Zaten zor olan yaşamı daha da zorlaşmıştı. Bir süre sonra ise ablasını kaybetti. 9 yaşına geldiğinde ailesiyle sokakta yaşıyordu. Bir gün kilisede toplaşan erkek çocuklarını gördü ve taşların yerlerini değiştirerek oynadıkları oyun dikkatini çekti.

Üstelik çocuklar oyundan sonra bir kase yulaf lapası alıyordu. Yulaf lapası için oynamaya başladığı satrançta ne kadar yetenekli olduğunu fark etti. Hocası onu bir turnuvaya götürdüğünde ise okullu çocuklar onunla oynamak istemedi. Geldiği yerden dolayı, iyi bir eğitim almadığı için aşağılandı. Kimse başaracağına inanmıyordu ancak o tüm maçları kazanarak para ödülüyle eve dönmeyi başardı. 2007’de ülkesinin genç kadınlar şampiyonu oldu ve bu ünvanı üç yıl boyunca korudu.2009’da 16 ülkenin katıldığı bir turnuvada Afrika Şampiyonu oldu. 2010’daysa Rusya’da düzenlenen 39’uncu Satranç Olimpiyatları’nda ülkesini temsil etti.

6. “Pek fazla rol yapamıyor, sesi de kötü, birazcık dans yeteneği var”: Fred Astaire

Dansçı, koreograf, şarkıcı ve oyuncu Fred Astaire gösteri ve eğlence dünyasıyla beş yaşlarındayken tanıştı. Katıldığı ilk MGM seçmelerinde reddedildi. Jüri ise “Pek fazla rol yapamıyor, sesi de kötü, birazcık dans yeteneği var” demişti. Ancak bu kötü yorum sonrasında idealinden vazgeçmeyen Fred Astaire, birden fazla Emmy ve Altın Küre de olmak üzere sayısız ödül kazandı. Birçok televizyon şovuna da çıkan sanatçı, dans tarihinin gelip geçmiş en büyük ve en renkli dansçılarından biri olarak kabul edilir.

7. İtalyan mutfağını 21. yüzyıla getirme arzusu; Massimo Bottura

Defalarca en iyi restoran olarak gösterilen, Dünya’nın En İyi 50 Restoranı listesinde 3. sırada yer alan ve üç Michelin yıldızına sahip restoran Osteria Francescana’nın dünyaca ünlü şefi Massimo Bottura. Üniversitede hukuk eğitimi alsa da hayallerinin peşinden giden Bottura, henüz çok gençken aşçılık için çalışmaya başladı. Mesleğini daha iyi yapabilmek için İtalya’dan ABD’ye gitti. Daha sonra doğup büyüdüğü ve oldukça küçük bir kasaba olan, Modena’ya dönerek İtalya’nın geleneksel lezzetlerini sanattan ilham alarak modern bir şekilde sunduğu Osteria Francescana’yı açtı.

Başlarda her şey çok zordu, Modena çok küçük bir yerdi ve geleneksel lezzetlerin farklı fomrlarda sunulmasını hiç kimse desteklememişti. Önemli dergilerden birinde Massimo’nun çok hırslı olduğunu, her açıdan orijinal olmak istediğini ancak yemeğinin çok ruhsuz olduğunu ve kesinlik İtalyan mutfağına ait olmadığını anlatan bir eleştiri yazısı yayınlandı. Neredeyse 6 yıl boyunca çoğu zaman boş kalan restoranın kaderi başka bir önemli eleştirmenin restoranı ziyaret etmesiyle değişti. Oldukça olumlu bir eleştiri yazısının ardından Osteria Francescana’nın ve Massimo Bottura’nun şöhreti hızla arttı.

8. B sınıfı oyuncu etiketinden sayısız ödüle; Lucille Ball

Sitkomları ile tanınan, Amerikalı komedyen, sinema, televizyon, sahne ve radyo oyuncusu, model, dizi ve sinema yönetmeni Lucille Ball, yaşamı boyunca 13 kez Emmy’ye aday gösterildi; 4’ünü kazandı. I Love Lucy’deki rolünden önce ise başarısız bir oyuncu ve sinemada asıl filmden önce gösterilen, sinema sektöründe ciddiye alınmayan B sınıf film oyuncusu olarak görülüyordu. Oyunculuk dersi aldığı eğitmenler bile bu meslekten vazgeçmesi gerektiğini söylüyordu. Lucille Ball ise hepsinin yanıldığını kanıtladı.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here