Toplumsal normlar, kişiyi sürekli çift olarak görmeye çalışıyor. Aile, arkadaşlar ve sosyal çevre de bu konuda zaman zaman baskıya varan ısrarlı söylemlerde bulunabiliyor.
Oysa bazen yalnızlık da bir tercih olabiliyor. Tek kişilik hayatında sevdikleriyle birlikte vakit geçirmek kişiyi mutlu edebiliyor.
Türk toplumunun örf ve adetleri ise herkesin evli ve çocuklu olmasının mutluluğun anahtarı olduğunu düşündürüyor. 2000’li yıllarla birlikteyse bu kalıplar kırılmaya başladı.
5. Hayatın Akışına Güvenin!
Yalnızlıktan kaçınmak, aidiyet duygusunu yaşamak ve sırf bir ilişki içinde olmak adına birini hayatına almak kişi için yıpratıcı bir süreci beraberinde getiriyor. Böyle ilişkilerin temelinde büyük endişeler ve korkular yatıyor. Kişi, terk edilme endişesiyle kendi benliğini tam olarak ortaya koyamıyor ve yanlış anlaşılmaya başlıyor.
Bu süreç karşı tarafı da sıkıyor ve partnerler mutsuzlaşıyor. Oysa sağlıklı bir ilişki sürdürebilmek için güven ve sevgiye ihtiyaç var. Dolayısıyla kişi mutlu olmayı hedefliyorsa, bir ilişki içinde olmaya kendisini zorlamak veya bitmesi gereken bir ilişkiye tutunmaya çalışmak yerine, olayları akışına bırakması gerekiyor.























